Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Simurg, bütün kuşların toplamı değil; bütün eksiklerin bilince varmış hâlidir. Kanadında erdem taşımaz sadece, insanın kendine yük ettiği fazlalıkları da döker uçarken. Güzelliği süsten değil, sadelikten alır; gücü bağırmaz, çünkü hakikat sessizdir. Küllerinden doğar derler; oysa kül, yanmanın değil, vazgeçmenin adıdır. Yanmazsan görünmezsin, ama her yanan da hakikate varmaz. Ateş, Simurg’da yakmak için değil, “ben” dediklerini eritmek içindir. Ejder ise karanlık değildir sanıldığı kadar. O, toprağın hafızasıdır: insanın sakladığı hırs, korku ve açlığın bedene bürünmüş hâli. Yıkıcı görünür, çünkü bastırılmıştır. Ağırlığı vardır; Bu karşılaşma bir kavga değildir. Ne kılıç vardır ne zafer narası. Bu, gözlerin bakışmasıdır: ruh “öl” der, nefs “neden vazgeçeyim?” diye sorar. Simurg yakmaz ejderi, ejder de Simurg’u deviremez. Biri yükselmeyi öğretir, öteki yere basmadan uçulamayacağını hatırlatır. Denge bozulursa ikisi de kaybolur. Ve çember tamamlandığında ne galip kalır ne mağlup. Çünkü hakikat taraf tutmaz. Su kalır geriye: Kendi ejderini inkâr eden, Simurg’u hep masal sanır. Ama ejderiyle yüzleşen bilir: kanat, önce yükünü tanıyandan çıkar.

Doç. Dr. Funda Koçer